Yıldızlar Arası Bir Macera: “THE SUPER MARIO GALAXY MOVIE” (2026)
2023 yılında vizyona giren “The Super Mario Bros. Movie” (Süper Mario Kardeşler Filmi) filminde kardeşini kurtararak rüştünü ispatlayan Mario, bizi bu kez Mushroom Kingdom’ın sınırlarının çok ötesine taşıyor. Yönetmen koltuğunda yine Aaron Horvath ve Michael Jelenic ikilisinin oturduğu, senaryoyu yine Matthew Fogel’ın yazdığı “The Super Mario Galaxy Movie” (Süper Mario Galaksi Filmi, 2026), izleyiciyi yerçekimine meydan okuyan bir görselliğin içine bırakırken sadece bir devam hikâyesi olmakla yetinmiyor, aynı zamanda görsel bir şölen vaat ediyor.

Oyun Dünyasından Beyaz Perdeye
Bir zamanlar bir tabu olan video oyunlarını beyaz perdeye uyarlama meselesi artık önünü alamadığımız bir çılgınlığa dönüştü diyebiliriz. Bırakın bir sinema filmine dönüştürmeyi doğru düzgün bir hikâyesi bile olmayan bazı oyunların uyarlamaları, adeta bizi şok etmek istercesine birer birer görücüye çıktı, çıkmaya da devam ediyor. “Pac-Man” oyununu bir gişe canavarına dönüştürmek için elinden geleni ardına koymayan “Pixels” (2015), sinirli kuşların yeşil domuzları avladığı basit bir oyundan sürükleyici bir macera çıkarmaya çalışan “Angry Birds” (2016) ya da ilk çıktığında kimsenin önemsemediği blok dizmekten ibaret bir oyunu derinleştirmek için türlü hokkabazlıklardan medet uman “A Minecraft Movie” (2025)… Listeyi uzatmak mümkün ama üç aşağı beş yukarı sayacağımız filmlerin hepsinin kalitesinin, yani demek istediğim kalitesizliğinin birbirine denk olduğunu söyleyebiliriz.
Açıkçası “The Super Mario Bros. Movie” (2023) de öyle övgüler düzülecek bir film değil. Fakat ondan tam 30 yıl önce gerçekleştirilen bir fiyaskonun üzerine sünger çekmesi bakımında oldukça önemli bir konumda bulunuyor. Oyun dünyasından beyaz perdeye uyarlama akımının öncüsü diyebileceğimiz “Super Mario Bros.” (1993), sadece platformlar arası zıplayan bir tesisatçının hikâyesini distopik bir evrene taşıyarak basit bir mekaniği aşırı karmaşık bir hale sokmanın her zaman iyi sonuçlar vermeyeceğinin güzel bir örneği olarak hafızalara kazınmıştı. Aslına bakarsanız zaman içerisinde bu basit oyunun da evreni genişledikçe genişledi, karmaşıklaştıkça karmaşıklaştı. Bu popüler figür zamana dirensin diye ipe sapa gelmez şeyler yapıldı. Prensesi kurtarma hayalleri kuran basit bir tesisatçı, koca dünyaları kurtarır hale geldi! Fakat o pamuk şekeri kıvamındaki renkli dünyasını hiç yitirmedi. Aslında serinin ilk filmi “The Super Mario Bros. Movie” de hikâyesindeki olmamış kısımlara rağmen, oyunun dünyasına olan sadakatiyle ve hayatında bir kere olsun Süper Mario oynamış birinin kalbini fethedecek samimiyetiyle seyircileri etkilemeyi başarmıştı. 3 yıl aradan sonra gelen devam filmi ise Süper Mario evrenini sadakatle geliştirirken hem çocukların keyifle izleyeceği eğlenceli bir hikâye sunmayı beceriyor hem de yetişkinlerin sıkılmadan takip edeceği dur durak bilmez bir aksiyona imza atıyor.

Bu Kimin Hikayesi?
İlk filmde birbirlerinden ayrı düşen kardeşlerin, Mario ve Luigi’nin tekrar kavuşmasına şahitlik ederken iflah olmaz düşmanları Bowser’ı madara edercesine yenmelerini izlemiştik. Bu sefer neredeyse aynı diyebileceğimiz bir formülün daha gelişmiş halini izliyoruz. Ana hikâye üç farklı yan hikâyeye bölünmesine rağmen oldukça dengeli bir şekilde bağlantılar sağlanıyor. Bir yandan Mario ve Luigi’nin maceraları akıp giderken hikâyeyi ataerkil bir zihniyetten çıkarmak isteyen yaratıcılar, birbirine benzeyen iki farklı prensesin hikâyesini de farklı kollardan başarıyla geliştiriyor. Hatta bununla yetinmeyip çeşitli sürprizler ile bu kadın hikâyelerini daha merak uyandırıcı, nihayetinde finale doğru da mantıksal bir düzleme oturtarak daha çarpıcı kılıyorlar. Fakat bu durum, bazı pürüzlerin olmadığı anlamına da gelmiyor. En büyük problem, yaratıcı ekibin çok fazla karakter ile uğraşmaları sebebiyle hepsini hikâyeye ikna edici bir şekilde yedirememesinden kaynaklanıyor. Öte yandan hikâyeye dahil olan karakterlerin sayısının süre aktıkça daha kalabalıklaşması da bir başka problem olarak kendini gösteriyor.
Perdede beliren bunca karakteri takip etmek, onlarla bağ kurmaya çalışmak bir yerden sonra gerçekten yorucu bir hal alıyor. Üstelik senaryoda karakterler arası denge ne kadar sağlanmaya çalışılırsa çalışılsın bazı karakterlerin geri plana düşmesinin önüne maalesef geçilemiyor. İşin aslı izlediğimiz film, bir Süper Mario filmi olmasına rağmen Mario’yu diğer karakterlerden ayırt etmek neredeyse imkansız diyebiliriz. Hatta bazen prensesler, diğer karakterleri tamamen gölgede bırakacak kadar öne geçiyor. Buna bir de bazı karakterlerin damdan düşer gibi hikâyeye dahil edilmesi eklenince karakter meselesindeki problemler kar topu etkisiyle daha da büyüyor. Bu konuda ilk akla gelen karakter de şüphesiz Yoshi oluyor. “Yoshi”den başka bir şey diyemese de filmi oldukça eğlenceli bir hale getiren bu karakterin hikâyeye dahil edilme süreci tamamen oldubittiye getiriliyor. Önemsiz bir karakter olsa üzerinde durmayacağımız bu konu, karakterin Mario ve Luigi’nin yanından ayrılmayan bir ekip üyesine dönüştüğünü düşündüğümüz de rahatsız edici bir hal alıyor.

Süper Kardeşlerin Bitmeyen Maceraları
Tüm eksikliklerine ve kusurlarına rağmen “The Super Mario Galaxy Movie”nin vaat ettiği eğlenceli dakikaları başarıyla sunduğunu da söylemek zorundayız. Üstelik film gerçekten de dur durak bilmeyen bir aksiyon anlayışı ile sadece çocuklar için değil yetişkinler için de sürükleyici olmayı başarıyor. Bununla birlikte farklı karakterleri farklı mekanlar içerisinde konumlandırırken sürekli sürprizlere gebe bir olay örgüsü görmemiz de hiç şüphesiz dur durak bilmeyen maceraları daha keyifli kılıyor. Aslında tüm yan hikâyeler bir şekilde birleştiğinde yine tanıdık bir maceranın sonuna doğru yelken açtığımızı fark ediyoruz etmesine ama finale gelene kadar izlediğimiz yol bizi memnun etmeyi başarıyor.
Tam bu noktada filmin görsel dünyasından da övgüyle bahsetmemiz gerekiyor. Film, bir yandan Süper Mario’nun o kendine has rengarenk dünyasını beyaz perdeye taşırken diğer yandan da bu dünya ile tezat oluşturacak denli gösterişli animasyon karakterleri bu dünyanın içine başarılı bir şekilde entegre edebiliyor. Ayrıca bunu yaparken oyunun hayranlarının çok hoşuna gidecek nostaljik dokunuşları, filmin kendi görsel dünyası içerisinde hiç sırıtmayacak bir biçimde ve oldukça zeki bir şekilde hikâyenin içine yedirmeyi başarıyor.
Anlayacağınız “The Super Mario Galaxy Movie”, bir devam filmi olmasına rağmen selefinin gölgesinde kalmak şöyle dursun onun önüne geçmeyi başarıyor. Belki üç aşağı beş yukarı aynı formülü kullanıyor ama çok katmanlı hikâye yapısını dengeli bir şekilde finale kadar taşımayı başarırken görsel anlamda da eski ve yeniyi hem etkileyici hem de dokunaklı bir biçimde harmanlamayı başarıyor. Çocukları memnun edecek kadar renkli, yetişkinleri memnun edecek kadar sürükleyici olmayı başaran film, Süper Mario evreninin kolay kolay bitmeyeceğinin sinyallerini de vermeyi ihmal etmiyor.












