Amansız bir Vahşet Senfonisi: “THE FURIOUS” (2025)

Amansız bir Vahşet Senfonisi: “THE FURIOUS” (2025)


Size en büyük vaadi, amansız dövüş sahneleri izletmek olan bir filmden başka ne beklersiniz ki? Ama yılın belki de en büyük sürprizlerinden biri olan “The Furious” (Amansız, 2026), uzun zamandır görmediğimiz kadar kanlı bir maceranın kapılarını aralarken aynı zamanda zekice yazılmış bir sistem eleştirisini ve aile olmanın önemine dair etkileyici bir dramı, aynı potada eritmeyi başarıyor. Buna bir de adeta bir bale estetiğindeki dövüş koreografileri eklendiğinde “Amansız”, sadece bir dövüş filmi olmaktan çıkıyor!

Eski bir dublör olan ve önemli filmlerin aksiyon koreografilerini tasarlayan Kenji Tanigaki, daha sonra bununla yetinmeyerek yönetmen koltuğuna otursa da kariyerindeki en önemli işe hiç şüphesiz bu film ile imza atıyor. Ömrü boyunca kazandığı tecrübeleri bu filmde en uygun şekilde kullanan Japon yönetmen, izlerken hem sanatsal bir zevk alacağımız hem de bizi rahatsız edecek bir vahşet senfonisi sunuyor.

Sinemanın Üvey Evlatları

Dövüş filmleri sinemanın vazgeçilmez üvey evlatları gibidir. Herkes onları izler ama kimse onları pek ciddiye almaz. Bugüne kadar dövüş yetenekleri ile sinema tarihine damga vurmuş pek çok isme şahit olduk. Bunların bazıları akrobatik yeteneklerini komedi ile harmanlarken bazıları adeta “öteki”lerin tüm dünya tarafından kabullenilmesinde büyük rol oynayan bir öncü vazifesi gördü. Maço erkek dünyasının iflas olmaz temsilcisi olan, Amerika Birleşik Devletleri’nin sarsılmaz gücünü temsil eden ya da ezilenlerin sesi olmayı başaran birçok isim geldi geçti. Elbette bu isimlerin her biri kendine göre oldukça yetenekliydi, en az bir dövüş sanatında gerçekten uzmandılar ve onları beyaz perdede izlemek oldukça keyifliydi. Ama çoğu, yeteneklerini sinemanın büyüsü ile abarttıkça abartıyordu. Perdede gördüğümüz dövüşler etkileyici olsa bile gerçekçi durmuyordu.

Ve derken Taylandlı bir fil çobanının oynadığı bir film, dövüş filmlerinin kaderini yeniden yazdı! Gerçekçi, acımasız ve vahşi dövüş filmlerinin, Tony Jaa’yı uluslararası bir üne kavuşturan “Ong-Bak” (2003) ile başladığını söylersek bilmem, abartmış olur muyuz? Ama burada önemli olan filmin sadece acımasız ve vahşi dövüş sahnelerinden oluşması değildi. Tony Jaa, imkansız gibi görünen hareketleri sanki çok kolaymış gibi gösteriyor, küçük ve çelimsiz vücuduna rağmen gözüktüğü her sahnede adeta devleşecek koreografiler sunmayı başarıyordu. O, ardı ardına etkileyici filmler çekmeye devam ederken bu sefer de Endonezya’dan bambaşka biri çıkageldi. Dedesinin yolundan giderek Güneydoğu Asya kökenli bir dövüş sanatı olan “silat”ta ustalaşan Iko Uwais’in oynadığı “Merantau” (2009), dövüş filmlerini ilgiyle takip edenleri büyüleyecek kadar başarılı bir “ilk film”di. Ama onun, yönetmen Gareth Evans ile ortaklığı bu filme sınırlı kalmayacak, kendisinde sonra gelecek dövüş filmleri için adeta bir milat olarak değerlendirilebilecek “The Raid: Redemption” (Baskın, 2011) ve “The Raid 2” (Baskın, 2014) filmleri ile taçlanacaktı. “Amansız” filmi de ister istemez en büyük akrabalık bağını kurabileceğimiz “Baskın” serisini akla getiriyor. Ama “Amansız” daha önce gördüklerimizle yetinmeyerek hep yeniyi arıyor ve çıtayı daha yukarı taşıyarak daha etkileyici bir dünya ortaya koyuyor. Üstelik ayakları yere basan sistem eleştirisini de tadını kaçırmadan bu dünyaya entegre edebildiği için belki de “Baskın”dan daha iyi bir film olmayı başarıyor.

Dilsiz Kung Fu Ustasının Mücadelesi

Frank Hui, Zhilong Lei, Tin Shu Mak ve Aidan Parker dörtlüsünün kaleme aldığı senaryo, eski bir özel kuvvet askeri olan Wang Wei’nin küçük kızı ile olan ilişkisini merkezine alıyor. Başından sonuna durmak bilmeyen bir aksiyonu mantıksal zemine oturtmak ve peşinden gideceğimiz karakterler yaratmak elbette hiç kolay bir iş değil. Bu anlamda senaryonun gerçekten etkileyici yazıldığını söylemek gerekiyor. Ama belki de kusur bulacağımız tek şey olan kahramanımızın geçmişine dair filmde neredeyse hiçbir şey göremiyor oluşumuz ise bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Onun eski bir özel kuvvet askeri olduğu bile tanıtımlarda gördüğümüz bir bilgiden ibaret. Başından yaralanan, belki de bu yaralanmaya bağlı olarak konuşma yeteneğini kaybeden Wang Wei, “Güneydoğu Asya’da bir yerde”, fakir bir gecekondu mahallesinde tamircilik yaparak geçinmeye çalışan sıradan bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Karısını kaybeden bu adam, kızını da kaybetmemek için radikal kararlar almış gözüküyor. Belli ki uzun zamandır sadece tatillerde kızını görüyor. Birbirlerini çok seviyorlar ama baba kızının bu tehlikeli şehirde yaşamasını istemediği gibi sebebini bilmediğimiz bir şekilde burayı terk etmek de istemiyor. Şehirde sürekli küçük çocukların kaçırıldığını televizyonlardan ya da kayıp ilanlarından öğrenen kahramanımızın tek yaptığı kızına bir şey olmasın diye ona Kung Fu öğretmeye çalışmak oluyor. Üstelik etrafındaki her şeye karşı son derece duyarsızlaşan Wang Wei, gözünün önünde tartaklanan yaşlı bir kadını bile kurtarmaya tenezzül etmiyor.

İşte film, kahramanımız üzerinden her geçen gün daha da duyarsızlaşan, etrafındaki her şeye karşı hissizleşen insanlığa dair basit ama etkili bir eleştiri yapıyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın derseniz, gün olur o yılan sizi de sokar… Tahmin edilebileceği üzere şehirdeki çocukları kaçıran örgütün bir sonraki kurbanı Wang Wei’nin kızı oluyor. Aslında sadece kendi kızını kurtarmak için kendini yollara atarken koca bir suç imparatorluğunu da karşına aldığını bilmeyen bu adamın mücadelesi filmin omurgasını oluşturuyor. Ama hikâye tek bir koldan ilerlemediği gibi tek bir kahraman üzerinden de anlatılmıyor. Bu anlamda zengin bir hikâye yapısının ve detaylarla bezenmiş sürükleyici bir olay örgüsünün olduğunu belirtmek gerekiyor.

Beklenmedik ve Çarpıcı

Elbette film, daha önce söylenmemiş hiçbir şey söylemiyor. Daha önce de Asya’daki insan kaçakçılığına dair hikâyeler görmüş, gazetecilerin suç örgütlerine açtığı fikri savaşa şahit olmuştuk. Ama “Amansız” daha önce gördüğümüz şeyleri tek bir potada eritirken bize özgün bir anlatı sunmayı da başarıyor. Bir yandan küçük kızını arayan bir babayı izlerken diğer yandan bu suç imparatorluğunu yıllardan beri takip eden kayıp bir gazetecinin kocasının mücadelesine ortak oluyoruz. Alışık olmadığımız bir şekilde hikâye iki farklı karakterin yollarını kesiştiriyor ve birbirine taban tabana zıt olan bu ikilinin güçlerini birleştirmesini izlememize olanak sağlıyor. Böylece iyi dövüşen tek bir kahraman yerine, iyi dövüşen iki kahramanımız oluyor. Zaten film, hiç beklemediğimiz şekilde her şeyin sayısını çoğaltırken ilginç bir akışın doğmasına sebep oluyor ve sinema tarihine çok şaşırtıcı dövüş sahneleri armağan ediyor. “Boss Fight” olarak nitelendirebileceğimiz dövüş sahnesi belki de bunun en güzel örneğini teşkil ediyor. İkiye iki başlayan dövüş, her iki tarafa da düşman olan bir adamın girmesiyle garip bir Meksika açmazına dönüyor.

Yönetmen Kenji Tanigaki, bu sahnelerdeki koreografilerde öyle enteresan görsellikler ortaya koyuyor ki kendimizi büyülenmiş gibi hissediyoruz, gözlerimizi ayırmadan ekrana bakakalıyoruz. Tabii dövüş sahnelerinin bu kadar iyi olmasında yönetmen kadar birbirinden mahir oyuncuların da çok büyük emeği var. Joe Taslim, Yayan Ruhian, Brian Le ve JeeJa Yanin gibi önemli filmlerden aşina olduğumuz isimler, bu dövüş sahnelerini unutulmaz kılıyor. Ama asıl övgüyü hak eden hiç şüphesiz Wang Wei’ye hayat veren Miao Xie oluyor. Kariyerinin başında Jet Li ile oynadığı filmlerle adından söz ettiren Miao Xie, daha sonra Çin sinemasının vazgeçilmez oyuncularından biri haline geldi. Henüz şöhreti okyanusları aşmasa da “Ip Man: The Awakening” (2021) gibi filmlerle hafızalara kazındığını söyleyebiliriz. Ama “Amansız” filminden sonra işlerin değişeceği ve uluslararası bir şöhrete kavuşacağı aşikâr gibi. Filmi izlerken Miao Xie’nin dövüş yetenekleri, imkansızı mümkün kılan Tony Jaa’yı, vahşi olduğu kadar estetik olan Iko Uwais’i ve dövüşürken zarif bir dans ediyormuş gibi gözüken, “Ip Man”i dünyaca ünlü bir figür haline getiren Donnie Yen’i anımsatıyor. Sanki onda herkesten bir şeyler var gibi!

Hasılı “Amansız”, vahşi olduğu kadar zeka dolu, eğlenceye yönelik olduğu kadar eleştirel, klişe olduğu kadar sürprizlere gebe… Sadece son zamanlarda karşımıza çıkan en etkileyici dövüş filmlerinden biri değil, belki de son zamanlarda gördüğümüz en çarpıcı filmlerden biri. Tıpkı sağ yanağınıza atılan ve diğer yanağınızı çevirmenizi sağlayan karşı konulmaz bir tokat gibi…

Filmin Türkçe Alt Yazılı Fragmanı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir