
Sinema Sohbetleri #7: Dijital Video Platformları
Takvimler 05.01.2021 tarihini gösterdiğinde, Maksat Sinema Olsun’un iki neferi, Dijital Video Platformları üzerine konuşmak için Maltepe sahilde, insanlardan olabildiğince uzak bir banka oturmuş ve 1 saat 1 dakika 18 saniye süren hararetli bir konuşmanın içine girmişlerdir. İşte aşağıda okuyacaklarınız bu konuşmanın aslına sadık bir özetidir. Keyifli okumalar…
Konuşmacılar: Umut Uçan, Uğur Tatar
Ses Kayıt ve Decode: Umut Uçan
Editör: Uğur Tatar
Umut: Bugün 5 Ocak 2021, Maltepe Süreyya plajında buluştuk. Yeni yılın ilk buluşması… Neredeyse 1 senedir virüs salgını ile boğuşuyoruz. Pandeminin sinemaya etkileri ve sinema salonlarının Mart ayına kadar kapalı olması gibi durumlar ile karşı karşıyayız. Virüsün de etkisiyle peşi sıra film platformları çıkmaya başladı. Devamı da hiç şüphesiz gelecektir. Uğur, öncelikle nasıl gidiyor Covid-19 ile yaşamak?
Uğur: İnsan her şeye alışıyor aslında ama kötü tabii. Yani bu sıkışmışlık hissi hayatımızdaki her şeyi etkilediği gibi, film izleme ritüelimizi de etkiledi. Elbette uzun zamandır bir dönüşüm var. Virüs yüzünden eve tıkılıp kalınca doğal olarak dijital platformlarda daha fazla vakit geçirir olduk.
Umut: Zaten daha önceden de evde film izliyorduk ama bir yandan da sinemaya gidiyorduk. Haftasonları veya vakit buldukça soluğu sinema salonunda alıyorduk. Arkadaşlarımızla veya tek başımıza sinemalara giderdik, bizim için bu deneyim vazgeçilmezdi. Hayatımızda böyle bir etkinlik, faaliyet vardı. Artık kesildi… Bir ara tekrar sinema salonları açılmıştı ancak korka korka gitti insanlar.
Uğur: Sen hiç gittin mi o zaman?
Umut: Hayır hiç gitmedim. Gitmem de. Zaten şöyle bir durum var; bu virüs azalsa, tekrardan salonlar açılsa bile insanların korkusu, endişesi uzun bir süre devam edecektir. Her şey sütliman olsa bile, bu yeni nesil platformlar sayesinde bence biraz sinemaya gidişler kesilecek gibi. Sinema yok olmaz ama sinemayı evimize getirdikleri için bu platformlar değişimi yaratacaklardır.
Uğur: Bu dönüşüm uzun zamandır yok mu? Netflix, Blu TV…
Umut: Bahsettiğin platformların yanında Puhu TV, MUBI, Amazon Prime, Disney TV+, Bein Connect, TV+ ve bu ay aramıza katılan Gain ile Exxen var artık. Benim bildiklerim bunlar. Eminim yurt dışında daha farklı platformlar da vardır. Harbiden dört koldan saldırı başlamış! Arada ücretsizler de olduğundan artık insanlar ister istemez, çevrelerinde konuşulduğu için, geri planda kalmamak için, kısacası birçok nedenden ötürü bu platformları izliyorlar. Exxen de Youtuberları almasıyla birçok kişiyi kendine bağlayacaktır diye düşünüyorum. Bu uygulamalar çoğunlukla mobilde kullanıldığı için artık cebimizde taşıyoruz sinemayı…
Uğur: Bunların hepsi aslında Netflix’in çocukları değil mi? Özellikle Türkiye’ye girdikten sonra Netflix’in insanların sinema ile olan ilişkisini çok değiştirdiğini düşünüyorum. Hatta filmlere olan bakışını bile değiştirdi. Yani Netflix’in yapmak istediği şey evrensel bir dünya. Aslında nerede çekildiğinin bir önemi yok filmin. Türkiye’de de çekilebilir İspanya’da da. Zaten sanki hepsi aynı yerden çıkmış gibi duruyor. Hep benzer konular üzerinden ilerliyor.
Umut: Bir de Netflix şöyle bir şey yaptı: Hızlı ve seri üretim. Yeşilçam’ın belli dönemlerindeki gibi. Günde bir film çekilirdi, senaryolar set sırasında yazılırdı. Netflix’te seri çekimde Yeşilçam’a benzedi. Dizilerini toptan seyirciye sundu. Seyirci 1 hafta beklemektense aynı günde tüm bölümlere kavuştu. Güçlü bir ağları var, bu yüzden hızlıca çekim yapabiliyorlar. Bu durumu, tarihteki ilk sinema şirketlerinden biri olan “Pathe”nin tüm dünyaya yayılmasına benzetebiliriz. İzleyiciler görmedikleri, gitmedikleri diyarları bu şekilde görebiliyorlardı 1900’lü yılların başında. Aynı sistem Netflix’te de işliyor. Her ülkenin neredeyse kendi dizileri var. Hindistan yapımı dizi de var, Norveç yapımı da var Netflix’te. Her ülkenin vatandaşına ulaşabilmek için hızlı ve seri şekilde çekimler yapıldı. Bu sebeple içeriği kötü işler de ortaya çıktı.
Uğur: Seyirciyi bekletmek konusunda dediğin bence çok önemli. Yeni bölüm için 1 hafta beklemek, reklamlardan kurtulamamak… Bütün bunları kaldıran bir şey bu aslında. Önce televizyon seyircisini sonra sinema izleyicisini dönüştürdü Netflix. Bence ondan sonra çıkanlar da bir anlamda ona özeniyor. 1 Ocak’ta görücüye çıkan Exxen’de içerik anlamda Netflix’in açtığı yoldan ilerlerken, arayüz anlamında da Netflix’e bayağı öykünüyor…
Umut: Bir de ben bunu sinemanın evrimi gibi görüyorum. Aslında bunların olması bir yandan önemli. Çünkü eteklerdeki taşlar dökülecek gibi geliyor. Bir yerden sonra paralize olacak insanlar, terk edecek kötü olanları. En iyi olan, biricik olan ortaya çıkacak. Sinemanın gelişimi gibi… Sinema aygıtlarının gelişimi gibi… Sinema salonlarının gelişimi gibi… Böyle üzerine koya koya gelişecek. Zaten Netflix’in hiç bir zaman tekel olacağını düşünmüyordum. Lumiere Kardeşler de Georges Melies’e vermemiş kameralarını mesela. Daha sonra baktılar ki daha fazla insana ulaşmaları lazım. Önce makinaları verdiler sonra da başka cihazlar ortaya çıktı. Netflix mevzusu da bu şekil… Arenaya başkalarının da girmesi lazımdı. Her platformlar, kendi tarzını yakalamaya çalışıyor. Mesela Amazon Prime, az ama öz iş yapıyor. Netflix ise yardırıyor, çok fazla içerik üretiyor…

Uğur: Netflix’in Türkiye için çektiği orijinal içerikler için ne düşünüyorsun?
Umut: “Hakan: Muhafız”ı izledim. Meraktan izledim. Bir ilk olduğu için. Uzun süre boyunca reklamı yapıldığı için. Süper kahramana yakın bir karakteri olduğu için. “Atiye” filan diğer dizilerine de şöyle böyle baktım. Ama çok da kaliteli olmayan işleri önümüze sundular. Uzun soluklu değiller. Kurtlar Vadisi, Ezel gibi sürmediler. Bu dizilerin ne kadar çok sevmeyeni olsa da herkese hitap etmese de uzun yıllar devam etmişti.
Uğur: Ama Netflix öyle bir platform değil ki. En uzun dizisi 4-5 sezon sürmüştür.
Umut: Neden olmasın diye düşündüm ben. Neden daha uzun sürmesin. İzlenmiyor diye de bitirilmedi mi bu diziler?
Uğur: Olur mu ya, “Hakan: Muhafız” daha ilk sezonunda 4. sezon onayı aldı. Hatta ondan sonra “Who Assassins” diye başka bir dizi yaptı Netflix. Iko Uwais oynuyor başrolde. O kadar çok benziyor ki “Hakan: Muhafız”a. Ama “Who Assassins” 1 sezonda kaldı. Benim demek istediğim buydu. “Hakan: Muhafız”a baktığında bunun bir Türk dizisi olduğunu gösteren ne var ki? Mekanlar var işte: Kapalıçarşı, camiler vesaire…
Umut: Bunu bilinçli yapıyorlar. Mesela bir türbe gösteriyor, bizi camiye götürüyor. Bunları Ortadoğu’ya satabilmek için yapıyor. Ben bunları sevmiyorum. Senaryo, ülkelere satabilmek için değiştiriliyor. Bunu yapma! Sen ne anlatmak istiyorsan onu anlat. Böyle bir kafa var, ne yazık ki! Hem aidiyet kurabildiğim, bağ kurduğum dizi değiller. Hem de uzun yıllar boyunca hatırlanmayacaklar.
Uğur: Böyle bir çaba da yok zaten. Onu görmen gerekiyor. Fast food gibi bişey bu.
Umut: Netflix, bana geri sayıma başlamış bir bomba gibi geliyor. Bunun bir ömrü var bence. Sıcak hava balonu gibi atıyor sürekli ağırlıklarını. Bir yerden sonra yere çakılacak gibi hissediyorum.
Uğur: Bir de şimdi daha fazla rakibi var. Daha hızlı ve daha fazla içerik üretmek zorunda. Bu da daha kalitesiz içeriklerin ortaya çıkmasına sebep oluyor.
Umut: İnsanlar da çılgınlar gibi tüketmek istiyor. Forumlarda ateşli bir şekilde ne zaman yeni sezon gelecek diye yazıyorlar. Oysa ki yeni sezon çıkalı 1 gün olmuş. Gecesine oturmuş bitirmiş hemen, yeni sezonu bekliyor seyirci. 10-15 bölümü insanlar bir günde tüketiyor. Dizi oburluğuna döndü iş.
Uğur: Dizi mantığını da değiştirdi bu durum aslında. Sanki bunlar dizi değil de uzun, çok uzun bir film gibi.
Umut: Çok güzel söyledin. Aynen katılıyorum. Mesela eskiden beklerdik dizinin bölümlerini…
Uğur: Ne olacağını düşünürdük, arkadaşlarımızla üzerine konuşurduk ve heyecanla sonraki bölümleri beklemeye koyulurduk.
Umut: Hatırlar mısın? CNBC-e dönemlerinde her hafta yayınlanırdı diziler. O zamanlar çok daha iyiydi. Bu yüzden ben tavırlıyım Netflix’e. Bir kere denedim bir daha da almayı düşünmüyorum.
Uğur: (Güler) Yani geleneksel olana karşı ortaya koyduğu yenilikler garip bir seyirci kitlesi yaratıyor. Bu biraz rahatsız edici ama Netflix ve diğer dijital platformların büyük nimet olduğunu düşünüyorum ve mümkün olduğunca Türkiye’dekilerin hepsini takip etmeye çalışıyorum.
Umut: Netflix’in kaç farklı abonelik seçeceği var?
Bisikletli Esnaf: Bardak Mısır!
Uğur: Temel, Standart ve Özel olmak üzere 3 farklı abonelik planı var. Temel planda 1 ekranda standart çözünürlükte izleyebiliyorsun. Bu, ayda 18 lira. Standart planda aynı anda 2 ekranda Full HD izleyebiliyorsun. Ayda 30 lira. Özel planda ise aynı anda 4 ekran üzerinde 4K izleyebiliyorsun. Bu da ayda 42 lira.
Bisikletli Esnaf: Çay! Kahve! Çaycı!
Umut: Böyle farklı kullanım seçenekleri sunması güzel bir özellik.

Uğur: Evet, bence de ve benim bildiğim diğerlerinin hiçbirinde böyle bir seçenek yok. Tek bir üyelik seçeceği var.
Umut: Bir de sonuçta bu bir paket sigara parası aslında.
Uğur: Evet ama şunu da hatırlatalım. Sigara sağlığa zararlıdır!
(Karşılıklı gülüşmeler)
Uğur: Şu devirde, sinemada tek bir film izleyeceğin parayla binlerce içerik arasından seçim yapma imkanı elde ediyorsun. Bence bulunmaz nimet.
Umut: Bir de çok kaliteli ve güçlü bir ağa sahip oldukları için görüntüde donma, bozulma, altyazıda aksaklık gibi sorunlar gözükmüyor. Onun bu altyapı gücüne ulaşamadı diğer platformlar.
Uğur: Bunun dışında filmler mobil cihazlara indirildiğinde diğerlerine nazaran çok daha az yer kaplıyor.
Umut: Blu TV’den de bahsedelim. Ona da üye misin?
Uğur: (Güler) Ona da üyeyim!
Umut: O ne kadar?
Uğur: Onun üyeliği arttı. Mesela 10 lira ile başlamıştı şu an 23 lira. Ama onun yıllık üyelik sistemi var. Yıllık üyelikte 156 lira veriyorsun.
Umut: Daha kârlı o zaman…
Uğur: Tabii ki yıllık üyelik daha avantajlı oluyor. Ülkemizin ilk dijital video platformu olan Blu TV’den bahsettikten sonra hemen onun ardından kurulan ve ilk zamanlarında Blu TV ile rekabet halinde olan Puhu TV’yi de unutmayalım.
Umut: Aralarındaki en önemli fark, hala Puhu TV’nin ücretsiz olması…
Uğur: Evet, ama Puhu TV artık orijinal içerik üretmiyor. Daha doğrusu orijinal içerik diye ürettiği diziler çok basit, çok yavan kalıyor diğer platformların yanında.
Umut: Sosyal medyada, forum sitelerinde Puhu TV hakkında epey olumsuz yorumlar okumuştum. Ekran donması, altyazı sorunları gibi pek çok sıkıntı oluyormuş. İçerikler yok, geri çekiliyor gibi… Çoğu kullanıcısı, ücretli yapın ama kaliteli olsun diye veryansın ediyordu!
Uğur: Puhu TV’nin geldiği nokta çok ilginç aslında. İlk çıktığında sadece yerli film paylaşıyordu. Bunların arasında çok ilginç Yeşilçam filmleri de vardı. O zamanlar biliyorsun, Blu TV’nin ilk dizisi “Masum”a karşı atak olarak çektiği “Fi” dizisi ile adını duyurdu Puhu TV.
Umut: Ozan Güven’in oynadığı.
Uğur: Aynen. Zaten bu dizi sayesinde bu kadar tanınır oldu. “Fi” ikinci sezondan sonra bitince iki tane daha dizi yaptılar. Biri Haluk Bilginer’in oynadığı “Şahsiyet”, hatta biliyorsun bu dizideki rolü ile ödül aldı Emmy’de. Diğeri de İlker Kaleli’nin oynadığı “Dip” diye bir dizi. Bir de “Jet Sosyete”nin 3. sezonu sadece Puhu TV’de yayınlandı, ondan sonra bitti olay. Sonrasında sadece yerli film olayından vazgeçip yabancı filmleri eklemeye başladılar. Asıl çıkma amacından saptı ve şu an mesela bu saydıklarım dışında ürettiği orijinal içerikler çok basit şeyler. Bir tanesi çocuklar için sihirbazlık gösterisi olan “Kubilay QB Tunçer ile Evde Sihir”, diğeri de pandeminin ilk zamanlarında yayınladıkları, sadece bilgisayar ve telefon kameraları ile çekilmiş bir polisiye olan “Gün On4”.
Umut: Maliyeti düşürmüşler gibi.
Uğur: Kesinlikle düşürdüler. Çekmiyorlar orijinal içerik artık. Mesela Blu TV patır patır orijinal içerik üretiyor. Şimdi Gain ve Exxen’de geldi. İşi zor yani…

Umut: Ama aralarında en iyisi Blu TV diyorsun o zaman içerik olarak.
Uğur: Gain ve Exxen yeni o yüzden bişey demek için daha erken. Ama şu an için evet. Bence Blu TV en iyisi!
Umut: Seni Blu TV’yi çeken neler var, hangi içerikler var?
Uğur: Az önce de söyledim, “Masum” ile profesyonel anlamda Türkiye’nin ilk internet dizisini Blu TV yaptı. Bence çok iyi bir diziydi. Zaten Blu TV’yi bu kadar popüler yapan dizilerden biri de o. Sonra Netflix’e bile sattılar. Bu diziden sonra sürekli orijinal içerik üretmeye başladı. Böyle suya sabuna dokunmayan eğlencelik şeyler de yapıyor, kaliteli içerikleri de üretiyor. “Alef” diye polisiye dizisi var mesela. Kenan İmirzalıoğlu ile Ahmet Mümtaz Taylan’ın oynadığı. O dikkate değer bir dizi bence.
Umut: Emin Alper’in yönettiği.
Uğur: Aynen öyle. Eleştirilecek yönleri çok olsa da önemli bir çabanın ürünü. Güzel bir diziydi.
Umut: Behzat Ç. Puhu TV’de miydi?
Uğur: Yok. Blu TV, Behzat Ç. için 9 bölümlük özel bir 4. sezon yaptı. Ondan sonra Behzat Ç.’de bir karakter var Ercüment Çözer diye. Onun spin-off dizisini yaptılar. İsmi “Saygı”.
Umut: Erkan Can var. İyi bir kadroya sahip.
Uğur: Evet. Mesela o da dikkate değer bir dizi. Prodüksiyon kalitesi yüksek. Nazi dönemini işleyen bir bölümü var, bir dizi için çok başarılı. Ali Taner Baltacı yönetmeni. Bunlar hızlıca üretilip hemen yapılacak işler değil. Ama öyle dizileri de var Blu TV’nin. Hızlıca üretilip hızlıca tüketilen, sadece vakit geçirmek için izlenecek türden. Mesela “Aynen Aynen”.
Umut: Aslında her izleyici profiline hitap eden işler yapılıyor.
Uğur: Evet, çok doğru. Belgesel de üretiyorlar. İlginç bir şekilde orijinal içeriklerinde bolca belgesel var. “Ganyan” belgeseli bile var yani. Kimin aklına gelir? (Güler)
Bisikletli Esnaf: Taze çay! Nescafe! Süt mısır!
Uğur: Bunun dışında yerli ve yabancı film yelpazesi de çok geniş. Özellikle Türk festival filmleri, sanat filmleri… Hatta kısa filmler!
Umut: Kısa filmlere yatırım yapıyorlar.
Uğur: Evet, hala gelişmekte olan geniş bir kısa film yelpazesi var. Blu TV, bence iyi gidiyor ve geleceği parlak gibi gözüküyor.
Umut: MUBI için ne söylersin? Aslında biraz geri planda kaldı. Mesela ben Youtube’da sürekli reklamlarını görüyorum.
Uğur: Sürekli reklam yapıyor ama bence her gün yeni bir film mantığı ile istediği şeye ulaşması pek mümkün değil.
Umut: Biraz daha sanat ağırlıklı, entelektüel kitleye hitap ediyormuş gibi duruyor. Diğer platformları izleyenler entelektüel değildir, kültürsüzdür demiyorum ama biraz daha sanat filmi diyebileceğimiz içerikleri paylaşıyorlar. Kendi hedef kitlesini belirlemiş gibi.
Uğur: Ama şu çok kötü değil mi? Filmler orada uzun bir süre kalıcı değil. Yeni gelen filmi bir ay içinde izledin izledin…

Umut: Onu bilmiyorum. Nasıl yani? Kaldırıyorlar mı?
Uğur: Tabii kaldırıyorlar. Hatta pandemi öncesinde film seçkisi çok daha dardı. Ama Pandeminin ilk zamanlarında, öncekine nazaran daha geniş bir arşivi kullanıma açtı ve filmleri kaldırmaktan vazgeçti. Ama bir süre sonra tekrar eski haline döndü.
Umut: Teliflerini belli süreler için mi alabiliyor?
Uğur: MUBI’nin çok geniş bir film kütüphanesi var. Birçok yerde bulamayacağın filmleri orada bulabiliyorsun. Özellikle sanat filmi olarak tanımlayacağımız türden filmleri. Ama diğer platformlar gibi bu filmlerin tamamını açmıyorlar kullanıcıya. Zaman zaman tekrar gösteriyorlar.
Umut: İzleyici kaybederler ama…
Uğur: İşte bu zaten bence MUBI’nin yumuşak karnı. Şöyle düşün, her gün yeni bir film ekleniyor. Sloganı da bu zaten: “Her gün yeni bir film”. Editörler kendileri seçiyor filmleri. Herhangi bir algoritma yokmuş, öyle diyorlar. Ama film kısa bir süre sonra “ayrılıyor”.
Umut: Mesela sende şöyle bir duygu var mı: Para veriyorum, aylık şu kadar, bütün film arşivine de sahip olmalıyım duygusu ya da filmlerin istediğin zaman elinin altında olması duygusu oluşuyor mu? Ama aylık abone olduğun bir platformun bir daha o filmini bulamamak, izleyememek can sıkıcı olsa gerek.
Uğur: Evet, ister istemez oluyor. O filmi o gün değilde başka gün izlemek istiyorumdur belki, ne bileyim. Ama filmin kısa sürede gideceğini bilince beni izlemeye zorluyor. Mecbur bırakıyor yani. Bu da özgürlüğü kısıtlayıcı bir şey.
Umut: Bunun fiyatı ne kadar? Bu yazıyı okuyacak okurlar, platformların fiyatlarını öğrenmiş olacaklar.
Uğur: Yanlış hatırlamıyorsam MUBI’nin fiyatı pandemi sırasında 17-18 liraydı. Ama şimdi 26 lira. Yıllık üyeliği ise… Onu tam hatırlamıyorum. (Telefondan bakarak) Yıllık üyeliği de 192 lira olmuş. Bu da artmış. 170 lira civarında bişeydi.
Umut: Bu anlattıklarından sonra değmez gibi geldi bana.
Uğur: Normalde legal olarak bulamayacağım ya da bulmakta zorlanacağım filmleri hep burada izledim. Tarkovski, Truffaut, Pelin Esmer… Bütün arşivini kullanıma açsa bence çok güzel.
Umut: Bunda alternatif paketler yok mu?
Uğur: Tek bir abonelik seçeneği var.
Umut: Netflix’teki gibi 3-4 hesapta izleme durumu yok o zaman…
Uğur: Bu tek pakette var o. Ekstra ücret ödemeden izlenebiliyor. Aynı anda 2 ekranda kullanabiliyorsun. 5 cihaza kadar… Bu özelliklerine ve fiyatına bakarsan Netflix’in Standart paketine benziyor. Ama bana sorarsan, diğer platformlarla birlikte kullanılabilecek bir alternatif sadece. MUBI tek başına kullanılmaz bence. Mesela Netflix’in olur. Netflix’de popüler filmler, diziler filan izlersin. Bir yandan da sanat filmlerini, daha nitelikli işleri izlemek için MUBI’yi kullanırsın.
Umut: Kendisi içerik üretiyor mu?
Uğur: Sadece MUBI’de izlenebilecek içerikler var. Tıpkı diğerlerinde olduğu gibi ama kendi orijinal içerikleri benim bildiğim şu an yok. Ama yakında illaki gelecektir.
Umut: Daha Türkiye’ye gelmemiş olan Disney+ için bir şey söyleyemeyiz. Amazon’a gelelim. Amazon, Türkiye’de çok konuşuldu. Fiyatından bahsedelim. Öyle böyle giriş yapmadı hani. Hızlı bir giriş oldu: 8 lira!
Uğur: Allah allah. (Gülerek) Amazon Prime geldi mi ya!

Umut: Türkiye’ye geldi. Bence akşam üye olacaksın gibi duruyor.
(Uğur, kahkahalarla güler.)
Umut: Tabii rakamı da duyunca!
Uğur: Bakayım ben ona. Nasıl o kadar ucuz olabiliyor?
(Bir an sessizlik olur. Uğur, telefondan kontrol eder.)
Uğur: Evet, 7.90 lira. Çok iyi. Bunu iyi ki söyledin, ben buna da üye olayım!
(Karşılıklı gülüşmeler)
Umut: Ücretsiz denemeleri var mı?
Uğur: 30 günlük deneme varmış. 30 gün ücretsiz, sonra aylık 8 lira. Çok iyi değil mi ya!
Umut: Oldu bayağı. Amazon Prime var epeydir. Türkiye’ye gelişi üzerinde konuşuldu çok.
Uğur: (Gülerek) Gözden kaçırmışım ben bunu.
Umut: O kadar çok platform var ki, hangi birini takip edeceksin. Artık televizyon ne kadar izleniyor bilmiyorum. Artık insanlar dizileri de platformlardan izliyor. Biraz daha yaşlı nesil, yine televizyon izliyor ama… Burada kilit nokta, süre!
Uğur: Kesinlikle.
Umut: İnsanlar, 2-3 saatlik dizileri üstüne bir de reklamlı bir şekilde tahammül etmekte zorlanıyor. Exxen’den konuşurken bahsederiz reklamlı ve reklamsız mevzusundan.
Uğur: Hayatımda böyle bir saçmalık görmedim. Reklamsız üyeliğe para veriyorsun. (Kahkaha atar) Pardon, reklamlı üyeliğe para veriyorsun. Reklamlı 10, reklamsız 20 lira.
Umut: İstatistiklere bakmak lazım reklamsız mı yoksa reklamlı mı daha çok talep görmüş diye. 10 lira vereceğime reklamlara maruz kalmam, reklamsız izlerim diyen çok kişi vardır.
Uğur: Ama neden böyle bir şey yapıyorsun? Tek bir fiyat yap. 15 lira yap ama reklamsız olsun.
Umut: Burada tabii firmanın para kazanması gerekiyor, sponsorlar, destekler…
Uğur: Kesin fiyatlar ileride daha da artar. Hep öyle oluyor.
Umut: Bir de bu platformlar okul gibi olmadı mı? Yeni yönetmenler, genç yönetmenler, daha bağımsız işler de bu platformlar sayesinde projelerini sunuyorlar. Yani kısa film yönetmenleri oraya iş yapıyor.
Uğur: Evet, yeni bir kapı oldu.
Umut: Artık sadece Youtube yok. İnsanlar birçok farklı platformdan içeriklerini izletebiliyorlar.
Uğur: Şu geldiğimiz noktada Youtube artık ciddiye alınan bir yer değil, ucuz bir panayır gibi adeta. Bu sayede kısa film yönetmenleri, filmlerini Blu TV gibi ciddi bir platformda yayınlayarak prestij kazanıyor.

Umut: Youtube biraz amme hizmetine döndü. Orada kontrol mekanizması yok. İsteyen istediğini paylaşıyor. Daha denetimli Blu TV ve diğerleri… Son olarak Gain’den bahsedelim. En son Exxen üzerine konuşuruz.
Uğur: Gain’de bir şey izledin mi?
Umut: Hayır izlemedim, ufaktan baktım sadece.
Uğur: Neye baktın?
Umut: Motorcu belgeseline. (“Beni Kendimden Koru” isimli diziden bahsediyor) Motorlara Batman’vari biniyorlar. Dikkat çekiyor işte bu işler…
Uğur: Evet, hem farklı alanlardan giriyor, bir sürü farklı içeriği var. Hem de şöyle bir güzelliği var bence, tam dijital dünyanın isteyeceği türden içerikler üretiyorlar. Çünkü çok kısalar. 20 dakikadan uzun bir iş görmedim.
Umut: Bunu da ben sevmiyorum. Konserve niyetine, hap işler!
Uğur: (Güler) Bunu şöyle düşün. Bir kısa filmin nasıl kendi dünyası varsa ve vereceği şeyler belliyse bu da öyle bir şey. Günümüzde uzun bir şeyler izlemek istemeyen çok insan var.
Umut: Konumuzun başına geldik aslında. Platformları konuşmamızın sebebi, sinemanın evrilmesi, pandemiyle beraber yok olma eşiğine geliyor mu? Yani sinemada yazılı kural değildir ama 90 dakika altında bir şey yoktur.
Uğur: Ama bunlar dizi!
Umut: Aralarında fark olsa da Televizyonda da diziler var.
Uğur: Yerliler iki saat hatta bazen daha uzun, yabancı diziler bir saat civarında hatta bazen daha kısa.
Umut: Gain radikal bir kararla 10 dakikaya kadar düşürmüş. Kısa film-dizi gibi olmuş…
Uğur: (Gülerek) Ne zararı var ki? İnsan bazen de kısa şeyler izlemek istiyor…
Güvenlik Görevlisi Kadın: Motor girişleri yasak beyefendi!
Umut: Gain’de hızlı yana kaydırma, vakti olmayanlar için tasarlanmış gibi duruyor.
Uğur: Arayüzü biraz sıkıntılı. O konuda benden geçer not almadı!
Umut: Dokunduğunda hemen ekran donuyor.
Uğur: Hem o var hem de bir şey bulmak çok zor. Uygulama açılır açılmaz rastgele bir video ile başlıyor. Beni çok rahatsız eden bir özellik bu. Tamam. Hepsi aynı şeyi yapmasın, farklı şeyler görelim arada ama Gain, arayüz konusunda farklı olayım derken biraz çuvallamış bence. Ama içerik anlamında bu farklılığı başarıyor. İlginç şeyler var. MFÖ belgeseli “Ele Güne Karşı” var, “10 Bin Adım” diye eğlenceli bir dizi var.
Umut: İlber Ortaylı içeriği bile var. Buradaki önemli nokta, sadece mobilde olması, zaten reklamı da bence çok dikkat çekici. Ben bir nevi reklamı görüp uygulamayı telefonuma indirdim. Reklama çalışmışlar!

Uğur: Bence de güzel olmuş reklam.
Umut: Mobilde olması, ücretsiz olması, 10 dakikalık süreleriyle Gain dikkat çekiyor.
Uğur: Evet, bunları da belirtelim yani. Hem ücretsiz, hem de bir sürü orijinal içerik sunuyor. Puhu TV’nin yapmadığını yapıyor. Şu an dikkat edersen aynı şey oluyor, Blu TV çıktığı zaman Puhu TV çıkmıştı. Ücretliye karşı ücretsiz. Şimdi Exxen çıktığı zaman da hemen karşısında bir rakip olarak Gain var. Fakat ne olacak?
Umut: Gain popüler olursa, izlenirse böyle kalmayacağını düşünüyorum.
Uğur: Nasıl olacaktır?
Umut: En düşükten 10 lira ile 15 lira arasında yaparlar ücretini. Sürekli ücretsiz kalacağını düşünmüyorum. Geri planda iyi oyuncuların, iyi ekiplerin olduğu projeler var. Değirmenin dönmesi gerekiyor.
Uğur: Olabilir ama en azından başlangıç için böyle bir şey yapması bile güzel bir şey.
Umut: Veya kalite düşmesin! Ücretli olsun ama kalite düşmesin…
Uğur: Bence de. Artık bu şekilde farklı projeler olması gerekiyor. Ben çok sıkıldım! Netflix’te sanki hep aynı şeyleri izliyormuş gibi hissediyorum. O yüzden farklı projeler görmek hoşuma gidiyor.
Umut: Son olarak Exxen’den bahsedelim…
Uğur: Exxen’de iki tane iddialı dizi var bana göre. Biri “Şeref Bey”. Onur Ünlü’nün yönettiği, başrolde Haluk Bilginer oynuyor. Diğeri de Mustafa Uslu’nun yapımcısı olduğu ve Ömer Faruk Sorak’ın yönettiği “Hükümsüz”.
Umut: Aleyna Tilki ve Cemal Can’ın oynadığı dizi var.
Uğur: Evet, “İşte Bu Benim Masalım”. (Güler) Belki de platformdaki en şatafatlı dizi olabilir. Sonra “Hababam Sınıfı”nı yeniden çeken adam, neydi adı, heh Doğa Can Anafarta. Onun dizisi var. “Öğrenci Evi” ismi.
Umut: Niye o adam okul ve öğrenci temalı şeyler çekiyor sürekli.
Uğur: (Güler) Bilmem. Fazla karakteri olan hikayeleri iyi çektiği için onu seçiyorlardır belki.
Umut: Exxen’de de her yaş grubuna göre mal var sanki.
Uğur: Çoğunlukla gençleri hedef alsa da her yaş grubuna göre içerik var, evet. Az olsa da güzel belgeseller var mesela. Ama daha çok reality show benzeri şeyler var.
Umut: Youtuberlar da var. İnsanlar ücretsiz olarak bu youtuberleri izliyorlar. Neden para versinler ki, değişik bir içerik mi üretiyorlar Exxen için?
Uğur: Evet. Exxen’de yayınlananlar Exxen için özel üretilmiş içerikler. Ama aynı minvalde tabii. Yani bunun pek mantıklı bir açıklaması yok. Ama ne bekliyorsun ki? Sonuçta bütün Youtuberlar sinema filmi de çekti ve çektikleri sinema filmleri uzun bir youtube videosu gibi bir şey adeta.
Umut: Sen hangisine abonesin Exxen’de?

Uğur: (Güler) Reklamlı aboneliğim var benim.
Umut: Reklamların durumu nasıl, zırt pırt çıkıyorlar mı?
Uğur: Sayısı ve reklam süreleri çok fazla değil. Ama rahatsız edici tabii. Diziler, 40 dakika ile 1 saat arasında genelde. Daha kısa olanları da var.
Umut: İnsanları düşündüren, sorgulatan o tarz içerikler yok herhalde?
Uğur: “Hükümsüz” o anlamda önemli bence. Kadın cinayetlerini işliyor. Ama genele baktığımızda hep eğlencelik şeyler. Yani boş zamanlarını değerlendirmek için izlersin.
Umut: Çıkmadan önce bir kütüphane oluşturmamışlar gibi geldi bana. Çok fazla içerik yok gibi. Kısa sürede tüm içerikler tüketilir gibi duruyor.
Uğur: O kadar az değil ya. Var baya. Bir de hepsi orijinal içerik bunların, unutma. Tabii orijinal içerik olmayan diziler, Kore yapımları filan da var. Ama önemli olan vadettiği şeyi yapabiliyor mu? Bence önemli olan bu. Daha çok eğlendirmeye yönelik. MUBI nasıl insanları sanatsal anlamda doyuruyorsa, Exxen’de aslında tamamen eğlenceye yönelik bir şey yapmaya çalışıyor.
Umut: Herkes aynı şeyi yapmasın zaten. Hepsi içerik olarak bir yere konumlanmaya çalışıyor. Bir sürü saydık hem Türk hem yabancı platform olarak. Sence ileride, yakın tarihte virüs bitse ya da bitmese de yeni platformlar çıkar mı? Çıkarsa ne gerekli, daha değişik ne olabilir?
Uğur: İllaki bir şeyler türeyecektir ama bunun üzerine ben yeni bir şey yapılabileceğini pek sanmıyorum. Burada yapılması gereken bence yeni bir platformdan ziyade daha kaliteli içerikler üretmek. Bir süre sonra hiç bir kıymeti kalmayan, izle-unut şeklinde şeyler ortaya çıkmaya başlıyor.
Umut: Aslında bence de platform tarlasına dönüşmemesi gerekiyor. Peki, sence bu platformlar sinemanın yerini tutuyor mu? Evde izlemek ya da küçük ekranda izlemek ile karanlık bir salonda ritüele dönüşen sinema izlencesi arasında nasıl farklar var?
Uğur: Elbette tutmaz. Kimse de tutuyor diyemez. Tutuyor diyenin aklından zor vardır. (Güler) Sinemanın atmosferi bambaşka sonuçta. Orası film izlemeye odaklı bir atmosfer yaratıyor ve bu filmin içine girmeni çok daha kolaylaştırıyor.
Umut: Algın sinemada çok bozulmuyor, önünde biri telefonunu açmadıysa ya da ekstrem bir davranışta bulunmadıysa… Senin algın kaçıyor mu evde, bilgisayarda ya da telefonda izlerken?
Uğur: Artık alıştığım için mi bilmiyorum ama olmuyor. Yani izlenebiliyor. Küçük ekranda izlemek çok keyifli olmayabilir ama izleniyor yani. (Güler) Bu şeye benziyor… Ben E-kitap Okuma Cihazında kitap okuyamam, onda kitap keyfini alamam demek gibi bir şey aslında. Televizyonda, tablette ya da telefonda film izlemek olmaz, film bu şekilde izlenmez, keyif almıyorum diyemeceğim. Tabii ki sinemada, karanlık bir salonda, dev gibi bir perdede, canavar gibi bir ses sitemi ile bir filmden alacağın zevki hiçbir şey veremez. Ama benim amacım film izlemek olduğu için nerede izlediğime pek takılmıyorum. Yani ben her türlü izlenebileceğini düşünüyorum. Zaten ileride sinema diye bir şey kalmayacak evden film izlemek kaçınılmaz olacak.
Umut: Nostradamus Kehaneti geldi!
(Karşılıklı gülüşmeler)
Uğur: Bir de özellikle şunu da belirtmek istiyorum. Artık sinemada film izlemek, seyirciler yüzünden eskisi kadar keyif vermiyor bana. Günümüzde telefonuyla uğraşan, telefonla konuşan, yanındakiyle konuşan, perdenin fotoğrafını çeken kısacası sinemada film izlemek dışında her şeyi yapan seyirci kitlesinden bıktım usandım. Ya susup çıldırcan ya da tartışıp filmden tamamen kopucan. Ben sinemada film izlerken tesbih çeken adam gördüm. Hem de yanımda oturuyordu!
Umut: (Güler) İlk defa duyuyorum böyle bir şey. Şakur şukur tespih sesi…
Uğur: Felaket! Hadi bu spesifik bir örnek. Ama herkes illaki sinemada seyir zevkini baltayan biriyle karşılaşmıştır. Gerçekten bunlar beni bıktırdığı için bazen sinemaya gitmek bile istemiyorum. O yüzden dijital platformların, filmlere legal ve kolay bir biçimde ulaşmamızı sağladıkları için güzel bir hizmet olduklarını düşünüyorum. Benim söyleyeceklerim bu kadar.
Umut: Ağzına sağlık.
Uğur: Senin de ağzına sağlık. Güzel bir sohbet oldu.