Arınma Gecesi Ama Cinsel Manada: “ONE NIGHT ONLY” (2026)
Yönetmen koltuğunda “Easy A” (Adı Çıkmış, 2010), “Friends with Benefits” (Arkadaştan Öte, 2011) ve “Anyone But You” (Senden Başka, 2023) gibi romantik komedinin popüler örneklerinden tanıdığımız Will Gluck’ın oturduğu, senaryosunu ise daha önce sadece çocuk animasyon dizilerinde çalışmış olan Travis Braun’ın kaleme aldığı “One Night Only” (Sadece Bir Gece, 2026), alışılagelmiş romantik komedi dinamiklerini distopik bir dünyaya uyarlamaya çalışıyor. Evlilik dışı cinsel ilişkinin yasaklandığı ve biyoçipler ile sıkı bir şekilde denetlendiği ama bu yasağın yılda tek bir gece askıya alındığı tuhaf bir dünyada geçen film, bizi sınırların kalktığı bu kaotik gecelerden birine götürüyor. Başrollerini Monica Barbaro ve Callum Turner’ın paylaştığı filmin omurgasını, New York sokaklarında yolları tesadüfen kesişen iki yabancının sadece fiziksel bir birlikteliğin değil, gerçek anlamda duygusal bir bağın peşine düşmeleri oluşturuyor.

Yılda Sadece Tek Bir Gece
Belirli bir yasağın tek bir geceye sıkıştırılması fikri üzerinden muhafazakâr politikaları, beden üzerindeki devlet tahakkümünü ve sistemin ahlakçı kısıtlamalarını eleştirmeye soyunan filmin dünyası, şimdiden bir klasik olmayı başaran “The Purge” (Arınma Gecesi) serisinin adeta cinsel temalı bir parodisini andırıyor. Zira filmin yaratmaya çalıştığı hiciv zemini, maalesef güçlü bir toplumsal eleştiriye evrilmekten oldukça uzak kaldığı için politik arka plan yalnızca karakterleri bir araya getiren cılız ve yüzeysel bir bahane olmanın ötesine geçemiyor.
Sözüm ona aşkı arayan bir kadın ve aşkı bulduğunu düşünen ama aldatılan bir adam, ikisi de farklı amaçlar için bu “özel” gecede dışarı çıkıyorlar. Ama onları, yegane amacı tensel bir birliktelik olan şehirdeki insanların çoğundan ayıran şey yarım kalmış ruhlarını tamamlayacak, duygusal olarak bağlanabilecekleri ciddi bir ilişki istemeleri. Evet, buraya kadar her şey çok güzel! Ama bununla birlikte, filmde bu kişilerin aşkı aradığına dair doğru düzgün bir emare ne yazık ki göremiyoruz. Tek gördüğümüz şey, evlilik dışı cinsel ilişkinin yılda bir defa yasal olduğu bu gecede sevişecekleri birini bulmak için oradan oraya koşuşturmaları oluyor! Karakterlerimizin neredeyse hiçbir kriter gözetmeksizin gözlerine hoş gelen ya da yalanlarına inanmak istedikleri insanları seçip onlarla yatmak için harcadıkları efor, bir yandan komik manzaralar sunsa da diğer yandan meselenin bu derece basitleştirilmesi yüzünden de rahatsız edici bir tablo ortaya koyuyor. Bu da yetmezmiş gibi sanki tüm film malum prezervatif markasının reklamını yapmak için çekilmiş gibi hissettiren sahnelerin gözümüze gözüme sokulması, işleri iyice çığırından çıkarıyor!

Satirik Distopya Denemesi
Elbette, bir dünyanın distopik sayılması için yalnızca savaş, yıkım ya da kıyamet sonrası bir atmosfer gerekmiyor. Mesela toplumun aşırı kurallarla tek tipleştirilmesi, şüphesiz distopik bir dünyanın ana özelliklerinden biridir. Devletin, bireylerin en mahrem alanlarına doğrudan müdahale etmesi ise başlı başına bir distopya unsurudur. Bu konuda “The Handmaid’s Tale” (Damızlık Kızın Öyküsü, 2017-2025) dizisi örnek verilebilir. Toplumsal isyanı önlemek adına yasakların geçici olarak serbest bırakılması da “halkın gazını alma” amacıyla yapılan sistematik bir kontrol yöntemi olarak öne çıkar. Tıpkı “The Purge” serisindeki her türlü suça bir gün boyunca izin verilmesi gibi. Fakat “One Night Only” inşa ettiği, daha doğrusu inşa etmeye çalıştığı distopik zemini, karanlık veya dehşet verici bir atmosfer yerine hiciv soslu bir romantik komedi tadında ele almayı seçiyor.
Ne yazık ki bu satirik distopya inşası ancak bir denemeden ibaret kalıyor. Devletin baskıcı politikası bir iki televizyon haberinden ibaret kalırken biyoçiplerin nasıl çalıştığı ile ilgili detaylar ise tamamen es geçiliyor. Bu tip mevzulara kafamızı yormamızı istemeyen senarist, aslına bakarsanız kendisi de bu tip mevzulara hiçbir şekilde kafasını yormadığını hikâye ilerledikçe göstermiş oluyor. Başlangıçta bir zeka parıltısı gösteren bu distopik dünya fikri, olaylar akıp giderken aslında basit bir makyajdan öteye gidemediği için oldukça sıradan bir romantik komedi izlemek durumunda kalıyoruz. Üstelik hikâyenin “romantik” hiçbir tarafı yokken “komedi” konusunda da çoğu zaman evlere şenlik sahneler sunuluyor. Karakterlerin sevişme peşinde koşturmakla geçirdikleri zamanın arasına bir iki eleştirel metin eklemeye çalışmak da politik bir komedi yapmaya tabii ki yetmiyor. Senaristin ne yapmak istediğini bilmeyen bu tavrı, yönetmenin de bu “kararsız ve izansız” metni toparlamak konusunda hiçbir çabasının olmaması kafası karışık, eğreti bir filmin doğmasına sebep oluyor.
Sistem eleştirisi yapmak için bulduğu iyi fikri çarçur eden, tesadüflerden medet uman, aksilikler silsilesi ile olayları ilerletmeye çalışan “One Night Only”, distopya kisvesi altında sıradan bir romantik komedi örneği olmanın ötesine geçemiyor. Karakterlerini geliştirmekte oldukça zorlanan, tıpkı yan hikâyeler gibi yan karakterlerini de yarattığı dünyaya bir türlü entegre edemeyen filmi, yüzeysel karakterlere hayat vermelerine rağmen Monica Barbaro ve Callum Turner’ın uyumu bir nebze olsun katlanılabilir kılıyor. Herkese hitap eden bir konusu olmasa da “muzır” sayılacak sahneleri de pek bulunmayan film, romantik komedi sevenler için “yeni” bir macera olabilir. Belki…












