Bazıları Daha Eşittir: “ANIMAL FARM” (2025)

Bazıları Daha Eşittir: “ANIMAL FARM” (2025)


George Orwell’ın “Hayvan Çiftliği” kitabı, Bay Jones’un İngiltere’de bulunan “Beylik Çiftlik” isimli çiftliğinde geçen olayları anlatır. Çiftlik sahibi Bay Jones, hayvanlara çok kötü davranan bir adamdır. Zaten Bay Jones’dan bıkan hayvanlar, Koca Reis isimli bilge bir domuzun ateşli konuşmasından sonra özgürlüklerini elde edecekleri devrimin hayallerini kurmaya başlarlar. Koca Reis bu konuşmada artık çiftlikteki hayvanların özgür olması gerektiğini uzun uzun anlatır ve daha sonradan devrimin sembolü olacak “İngiltere’nin Hayvanları” isimli şarkıyı söyler. 3 gün sonra Koca Reis öldüğünde, tüm hayvanların özellikle de domuzların aklına devrim tohumlarını ekilmiştir bile…

“The Lord of the Rings” serisinin Gollum’u ya da “Planet of the Apes” serisinin Caesar’ı olarak hafızalara kazınan Andy Serkis, son zamanlarda yönetmen olarak da rüşdünü ispat etmek için epey uğraşıyor diyebiliriz. Kendisi, bilinen edebi eserlere farklı bir bakış sunan uyarlamalar ya da karanlık çizgi roman kahramanlarına ilginç dokunuşlardan sonra bir de animasyon filmi yönetmek istemiş olacak ki “Animal Farm” (Hayvan Çiftliği, 2025) ile karşımıza çıktı. İpe sapa gelmez komediler, eğlenceli animasyonlar ve televizyon ekranından perdeye aktarılan çocuk dizileri gibi çok geniş bir yelpazede senaryolara imza atan Nicholas Stoller tarafından uyarlanan film, özgün esere benzeyen bir çizgide ilerlese de ancak onun özetini sunmakla yetiniyor. Üstelik bu eseri, daha evrensel bir tat yakalamak adına modern dünyaya uyarlamaya çalışıyor.

Hayvan Çiftliği Üzerine

Filmin uyarlandığı kitaba baktığımızda, o pamuk şekeri kıvamındaki masalsı atmosferinin altında çok acımasız bir sistemin eleştirisinin saklı olduğu görülür. “Hayvan Çiftliği” kitabı aslında dillere pelesenk olmuş bir cümle ile özetlenebilir: “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.”

Kitabın konusunu kısaca hatırlayacak olursak… İşleri kötü gitmeye başlayınca çiftlikle ilgilenmez olan ve kendini tamamen alkole veren Bay Jones’u ve onun adamlarını zor kullanarak çiftlikten kovan hayvanlar, hayalini kurdukları özgürlüğe kolay bir şekilde kavuşurlar. İlk başta her şey çok güzeldir. Çiftliğin ismi “Hayvan Çiftliği” olarak değiştirilir. Yedi Emir’i benimseyip bunu ambarın duvarına yazarlar. Yedi Emir, insanı düşman olarak kabul etmekte, ona ait olan her şeyi reddetmekte ve tüm hayvanları eşit saymaktadır. Bu kuralları çiftlikteki tüm hayvanlar benimsemiştir. En önemli kural ise “Bütün hayvanlar eşittir”dir. Başlangıçta bu kural nispeten uygulanıyordur. Herkes kendi gücüne göre iş yapıyor, kimseden daha fazlası da beklenmiyordur. Domuzlar ise çiftliği idare ettikleri için sadece plan ve program için kafa patlatıyorlardır. Onlar bir nevi hayvanların beynidir ve hiçbir hayvan da siz neden çalışmıyorsunuz diye sormaya lüzum görmüyordur. Çünkü aslında onlar en önemli işi yapıyorlardır! Tabii aslında devrimin ilk başında bile bir haksızlık söz konusudur. Domuzlar diğerlerinden daha zeki oldukları için bir üst kademeye tırmanıyorlardır. Fakat diğer hayvanlardan çok fazla bir iş beklemedikleri için “Bütün hayvanlar eşittir” ilkesi nispeten uygulanıyordur. Daha sonra Napoleon başa geçer ve işler tam anlamıyla değişir. Çünkü Napoleon domuzları kayırmakla kalmıyor, kendini de yüceltiyordur. Adeta bir diktatör edası ile çiftliği yönetiyordur.

Yıllar önce Koca Reis’in kürsüye çıkıp söylediği ve bütün hayvanların oy birliği ile kabul ettiği her şey Napoleon tarafından değiştirilmiş ve bunlara kılıflar uydurarak diğer hayvanlara kabullendirilmiştir. Yıllar geçip de maziyi hatırlayan kimse kalmayınca tüm bu olanlar da kıymetini yitirmiştir. Artık domuzlar içki içiyorlar, insanlar gibi yürüyorlar, onların evinde yaşıyorlar ve onlar gibi davranıyorlardır. Bir zamanlar kesinlikle yasaklanan ve nefret edilen bu davranışlar şimdi diğer hayvanlar tarafından normal karşılanıyordur. İşte bu süreden sonra Yedi Emir’in bir anlamı kalmamıştır. Sadece yedinci emir değiştirilerek ambara yazılır. O da açık bir şekilde aslında devrimin başından beri var olan şeyi dile getiriyordur. Bütün hayvanlar eşittir ama domuzlar daha eşittir! Gittikçe insana benzeyen domuzlar, insanlarla ticaret ilişkisi de kurmaya başlarlar. Aslına bakarsanız, kitap son derece çarpıcı bir şekilde biter. Napoleon ve diğer domuzlar, komşu çiftliğin sahibi ve onun adamları ile Bay Jones’un eski evinde oturmuş içkilerini yudumluyorlardır. Camdan onları izleyen diğer hayvanlar ise içeridekilerin hangisinin domuz hangisinin insan olduğunu anlamaya çalışıyorlardır…

Mutlu Son Uğruna

Aslında “Animal Farm” (2025), “Hayvan Çiftliği” kitabının ilk uyarlaması değildir. Daha önce de Soğuk Savaş döneminde Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın gizli katkısıyla finanse edildiği söylenen 1954 yapımı bir animasyon uyarlaması ve animatronik hayvan kuklaları ve eğitilmiş gerçek hayvanlar kullanılarak çekilen 1999 yapımı bir film uyarlaması yapılmıştır. Fakat iki uyarlama da aslında George Orwell’ın yarattığı dünyaya ihanet edecek ögeler barındırmaktadır. John Halas ve Joy Batcheolor tarafından yönetilen 1954 yapımı film, kitaptaki karamsar sondan çok farklı bir şekilde nihayete erer. Hayvanlar, domuz Napoleon’a karşı ikinci bir devrim yaparak “mutlu son”a ulaşırlar. Tabii bu aslında Doğu Bloğu halklarına komünizmi yıkma umudu veren propaganda dolu bir mesajdır. John Stephenson’un yönettiği 1999 yapımı film, Napoleon’un diktatörlük rejiminin yıllar sonra ekonomik çöküşle yıkıldığı nispeten mutlu bir sonla biter. Bu son ise aslında politik açıdan Sovyetler Birliği’nin çöküşünü simgeleyen bir sondur.

Peki, “Hayvan Çiftliği” gerçekte ne anlatmaktadır? Aslında George Orwell, 1917 Rus Devrimi’ni ve sonrasında Stalin döneminde Sovyetler Birliği’nin adeta bir diktatörlüğe dönüşmesini eleştirmek amacıyla bu kitabı kaleme almıştır. Yani “Hayvan Çiftliği”, çocukça bir masalın çok ötesinde anlamlar barındırır. Kitaptaki her bir karakter, ya tarihteki gerçek bir kişiyi ya da bir sınıfı temsil eder. Üstelik komünizmin getirdikleri yerilirken kapitalizmin de sömürgeci tarafı göze sokulmuştur. Bu yüzden de yukarıda bahsi geçen uyarlamalar, bilinçli bir şekilde Orwell’ın anlatmak istediği şeyi tahrif etmişlerdir.

Kitapta Koca Reis’in öğretilerini sistemleştirip uygulayan iki domuz, Napoleon ve Snowball devrimden sonra sürekli anlaşmazlıklar yaşamaya başlarlar. Napoleon iri kıyım, çok sert, pek konuşmayan ve istediğini söke söke almasını bilen bir domuzdur. Bu domuzun Stalin’i temsil ettiği söylenir. Snowball ise hayat dolu, yaratıcı, ağzı iyi laf yapan ama Napoleon kadar sert duruşlu bir domuz değildir. Bu domuzun ise Troçki’yi temsil ettiği söylenir. Bu iki domuz, sürekli birbirlerine karşı bir üstünlük kurma peşindedirler. Neticesinde sert ve güçlü olan hain bir planla rakibini alt eder… Ezilen halk her zaman birlik olur ve zulmeden kişiyle savaşır. Savaş bitip ezilenler amacına ulaştığında, ezilenler arasından bir grup öne çıkar ve dün olup bitenleri umursamadan bu sefer zulmeden görevini onlar üstlenir. Bu hep böyle olmuştur. Üstelik devrim nasıl güç ile meydana geldiyse bu sefer de devrimi yapan devrilmekten korkar ve halka baskısını artırır. Kitapta Bay Jones çiftlikten kovulduktan sonra domuzlar liderlik pozisyonlarını korumak için sürekli onun geri geleceğinden bahsederler. Halk arasında sürekli bir korku yaratarak kendi pozisyonlarını güçlendirirler. Napoleon’un Snowball’u kaçırmasından sonra da aynı şey olur. Napoleon başlarına gelen her kötü şeyde Snowball’u suçlar. Belki de bunu korkusundan yapmaktadır. Zira Snowball kaçtığından beri Napoleon için bir gün gelip Napoleon’u devirebilecek bir kaçak lider pozisyonuna girmiştir. “Hayvan Çiftliği” hangi tarafından bakılırsa bakılsın muhteşem bir evrensellikle yazılmıştır.

Hayvan Çiftliği’nin Modern Dünya ile İmtihanı

Andy Serkis imzalı 2025 yapımı uyarlama da kitaptaki umutsuz sonu değiştirmiş ve bir anlamda seleflerinin gittiği yolları birleştirerek hem Napoleon’un ekonomik çöküşünü göstermiş hem de hayvanların ona karşı ikinci bir devrim yaptıkları mutlu ve umutlu bir son sunmuştur. Fakat film, tamamen çocukları hedefleyen bir yapıya sahip olduğu için mesele basit bir özgürlük mücadelesinden öteye gidememiştir. Elbette filmin arkasındaki isimlerin, “Hayvan Çiftliği”nin çocuklara ulaşmasını sağlayacak bir dil tutturmayı hedefledikleri aşikârdır. Fakat bu durum, eserin vermek istediği mesajı tamamen gölgeleyecek ya da değiştirecek şekilde olmamalıdır diye düşünüyorum. Neticesinde Orwell’ın ölümsüz eserini çocukların da yetişkinlerin de okurken keyif aldığına hiç şüphe yoktur. Ve herkes kendi ölçüsünde bu eseri anlar, kendi ölçüsünde eserden bir şeyler alır. Fakat bu uyarlama, orijinal eserin en önemli kısımlarını kesip biçmiş, olay örgüsünü kafasına göre değiştirmiş, karakterleri azaltmış ve hikâyeyi günümüze taşımıştır. Böylece şeklen orijinal esere benzeyen ama içerik olarak onu taklit etmeye çalışan güdük bir hikâye yapısı ortaya çıkmıştır.

Belki de bu uyarlamada üzerine konuşulması gereken en önemli şey filmin günümüzde, hatta günümüzden daha ileri bir çağda geçmesidir. Domuzların akıllı telefon kullanması, AVM’lerde gereksiz şeyler alarak paralarını çarçur etmesi, lüks arabalara binmesi bir kenara, kapitalist şirketlerin acımasızlığını temsil eden kadın karakterin adeta kendine distopik bir dünya inşa etmesi, “Star Wars” serisindeki stormtrooper’lara benzeyen işçilere sahip olması bizim nasıl bir film izlediğimizi sürekli sorgulamamıza sebep olmaktadır. Yenilik namına yapılan bu dokunuşlar hikâyeye hiçbir şey katmadığı gibi hikâyeden çok şey alıp götürmektedir. Aslında bunların günümüz seyircisini, özellikle teknolojiyle fazlasıyla haşır neşir olan çocukları avlamak için yapıldığı ortadadır. Ama maalesef arkaik bir çiftlik ile taban tabana zıt olan tüm bu üst düzey teknolojinin çatışmasından yararlanmak isteyen yönetmen, fazlasıyla eğreti duran ve hiçbir şekilde harmanlanamayan bir dünya ortaya koymaktan kaçmayı başaramamıştır.

Karanlık bir Masala Sevimli bir Maske

Öte yandan filmde karakterlerin konumlandırılmasında da ciddi sıkıntılar vardır. Kitaptaki hikâye yapısını mümkün olduğunca kısaltan senaryo, karakterleri de ciddi şekilde azaltmıştır. Ama buna rağmen hiçbir karakteri layıkıyla tanıyabildiğimiz söylenemez. Her karakter, kolaycı bir tavırla perdeye yansıtılmıştır. Bu film için özel tasarlanmış bir karakter olmasına rağmen ana karakter de filmin yükünü taşımakta zorlanmaktadır. Aslında hikâyenin, iyi niyetli ama kandırılmaya müsait bir domuzun gözünden anlatılması gerçekten parlak bir fikirdir. Fakat bu karakter, oldukça yüzeysel bir tutumla ele alındığı için ancak genç izleyicilerin empati kurabileceği masum bir göz olmanın ötesine geçememiş, devrim naraları atarken bile filmi sırtlanan bir kahramana dönüşmeyi başaramamıştır. Öte yandan karakterlerini derinleştirmekle uğraşmayan yönetmen, sanki onların seslerini ünlü oyunculara emanet ederek bu eksiği gidermeye çalışmıştır.

İnsan, tüm dünyayı etkilemiş bir kitabın animasyon olarak perdeye uyarlanması söz konusu olduğunda, üstelik bu işin yönetmen koltuğunda da animasyon karakterlere hayat vermek konusunda maharetlerini çoktan ispatlamış bir ismin oturduğunu öğrendiğinde ister istemez heyecanlanmaktadır. Ama ne yazık ki “Animal Farm”, sadece biçem olarak değil biçim olarak da bizi pek tatmin etmiyor desek yeridir. Neticesinde bu kadar kıymetli bir metnin, beyaz perdeye uyarlanması sırasında sıradan bir animasyon dünyasının inşa edilmesi elbette biraz hayal kırıklığına uğratmaktadır. Sevimli çiftlik hayvanlarının sevimli bir dünyada verdikleri “özgürlük” mücadelesi, bu eserin özü ile pek örtüşmemektedir! Ne de olsa karşımızda karanlık bir masal vardır! Şirketin araçlarının ve adamlarının bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi gözükmesi ise bu sıradan görselliği daha da çekilmez kılmaktadır. Evet, filmin biçimsiz tasarımlara, başarısız karakter modellemelerine ya da kötü aksiyon sahnelerine sahip olduğunu söyleyemeyiz. Ama önümüze ne yeni ne de etkileyici bir görsellik koyamadığı da ortadadır.

Karanlık bir masala sevimli bir maske geçirmeye çalışan bu film, ne uyarlandığı eserin özüne sadık kalmayı becerebilmiş, ne vermek istediği mesajı layıkıyla verebilmiş, ne de keyifli bir animasyon olmayı başarabilmiştir. Kitabın hayranları için tatsız bir deneyim, kitabı okumamış olanlar için ise anlaşılmaz bir karmaşa olan Andy Serkis imzalı “Animal Farm”, uyarlandığı eserin aksine çabuk tüketilip çabuk unutulacak bir deneme olarak sinema tarihinin tozlu raflarındaki yerini almıştır. Şayet George Orwell bu filmi izleseydi, büyük bir hüsrana uğrardı. Ama ne de olsa bu konuyla ilgili korkacak bir şey yok, öyle değil mi?

“Hayvan Çiftliği” Filminin Türkçe Alt Yazılı Fragmanı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir