Çölün Ortasında Hollywood Serabı: “7 DOGS” (2026)

Çölün Ortasında Hollywood Serabı: “7 DOGS” (2026)


Suudi Arabistan Genel Eğlence Otoritesi’nin (GEA) katkılarıyla hayata geçirilen, Mısır sinemasının önde gelen aktörlerinden Karim Abdel Aziz ve Ahmed Ezz gibi güçlü başrolleri bir araya getiren “7 Dogs” (2026), Hollywood standartlarında iddialı bir aksiyon sineması vadediyor. Yönetmen koltuğunda “Bad Boys” serisini yeniden başlatan Fas asıllı ikili Adil El Arbi ve Bilall Fallah’ın oturduğu film, insanlığı tehdit eden “Pink Lady” isimli ölümcül bir uyuşturucuyu piyasaya süren ve “Yedi Köpek” olarak anılan uluslararası suç baronlarına karşı verilen amansız bir mücadeleyi konu alıyor.

Kabuk Değiştiren Suudi Arabistan

Müslüman bir ülke olan İran’ın tüm baskı ve sansürlere rağmen dünya çapında ses getiren bir sinema inşa edebilmesi, İslami coğrafyalardan da güçlü eserler çıkabileceğinin kanıtıdır. Peki, Arap coğrafyasına ait yapımlar? Arap sineması dendiğinde akla ilk gelen kuşkusuz Mısır sinemasıdır. 1940 ila 1960’lı yıllar arasında altın çağını yaşayan Kahire, “Doğu’nun Hollywood’u” olarak anılıyordu. Mısır filmlerinin ülkemizin sinemasının doğuşuna da büyük katkı sunduğunu söylersek, bilmem abartmış olur muyuz?

Suudi Arabistan’a baktığımızda ise şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşıyoruz. Çeyrek asırdan uzun bir zaman boyunca Suudi Arabistan’da sinema diye bir şey yoktu.1980’li yılların başından itibaren sinema salonlarına kilit vuran Suudi Arabistan’ın, Prens Selman’ın öncülüğündeki Vizyon 2030 projeleriyle ülkenin yepyeni bir kimlik inşa etmeye çalıştığına tanık oluyoruz. Kadınların sosyal hayata karışması, araba kullanabilmesi ve katı kıyafet kurallarının esnetilmesi gibi adımlar, daha dışa dönük bir Suudi Arabistan tablosu çiziyor. Ülkenin sadece Hac ve umre turizmiyle değil; doğal güzellikleri, tarihi ve devasa bir eğlence merkezi kimliğiyle de öne çıkması amaçlanıyor. Mesela 2019 yılından itibaren Cidde’de düzenlenen Kızıldeniz Uluslararası Film Festivali, sağladığı devasa fonlar ve sektörü bir araya getiren yapısıyla sadece küresel sinemanın dünyadaki en önemli merkezlerinden biri haline gelmekle kalmamış, aynı zamanda Suudi Arabistan’ın kültürel dönüşüm ve modernleşme vizyonunu dünyaya sergileme fırsatı sağlamıştır. Tam da bu noktada Suudi Arabistan Genel Eğlence Otoritesi (GEA) başkanı Turki Al Alshikh’den de bahsetmek gerekiyor. “Riyadh Season” çatısı altında devasa boks müsabakalarından UFC etkinliklerine kadar birçok büyük organizasyonun arkasındaki bu isim, vizyonunu sinema sektörüne de taşıdı. Hikâyesini yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği “7 Dogs” ya da bilinen diğer adıyla “El Kilab El Sabaa”, sadece Suudi Arabistan’ın değil, tüm Arap coğrafyasının en yüksek bütçeli filmi olarak dikkat çekiyor.

Hollywood Standartlarında Bir Orta Doğu Macerası

“7 Dogs” ismini duyduğunuzda veya filmin afişine baktığınızda bir Arap filmiyle karşı karşıya olduğunuzu asla düşünmüyorsunuz. Karakterler Arapça konuşmasa, karşınızdakinin tam teşekküllü bir Hollywood gişe filmi olduğuna yemin bile edebilirsiniz. Aslında yaratıcıların temel amacı da tam olarak bu: Hollywood standartlarında, tüm dünyanın izlerken keyif alacağı küresel bir aksiyon filmi yaratmak! Bu hedeflerine ulaştıklarını inkar edemeyiz ancak bu çaba, beraberinde ciddi bir kimlik sorununu da getiriyor. Neredeyse tamamen Suudi Arabistan’da çekilmiş olmasına rağmen film, bir Suudi Arabistan hikayesi izlediğimizi hissettiremiyor. Belki Suudi Arabistan kuruluş tarihindeki büyük olaylara sessizce tanıklık etmiş Masmak Sarayı’nda geçen göz alıcı sahnelerde o yerel dokuyu ve tarihi ihtişamı kısmen yakalayabiliyoruz. Ama onun dışında birkaç sahne de çok az gözüken başörtülü kadınları saymazsak olaylar sanki herhangi bir Batı ülkesinde geçiyormuş gibi gözüküyor.

Filmin bu kimliksiz yapısı, oyuncu tercihleri ve karakter temsillerinde de kendini gösteriyor. Hikaye, Suudi Arabistan’da geçse de başrolleri paylaşan Karim Abdel Aziz ve Ahmed Ezz gibi Mısır sinemasının popüler isimleri de dahil olmak üzere kadronun büyük bir kısmı Mısırlı oyunculardan oluşuyor. Başrol ikilisinin uyumu fena olmasa da filmi asıl ayakta tutan ve çoğu sahnede diğerlerinden rol çalan isim şüphesiz kötü adam Ghali Abu Daoud rolündeki Karim Abdel Aziz oluyor. Öte yandan, yapımın kadına bakış açısına baktığımız da oldukça sorunlu bir temsil ile karşılaşıyoruz. Filmdeki kadın ajan karakterler son derece Batılı, “modern” ve her alanda hünerli resmediliyor. Bu durum açıkça “Suudi Arabistan artık modern bir ülke ve kadınları da özgür” mesajını alt metinden pompalamaya çalışıyor. Fakat bu karakterlerin hiçbir derinliği yok! Onların ne geçmişlerini biliyoruz ne de motivasyonlarını… Sadece erkek karakterlere yardım eden bir araç olmanın ötesine pek geçemiyorlar. Dahası hikayeyi rahatlatmak amacıyla araya sıkıştırılan ve filmin aksiyon tonuyla zerre uyuşmayan “evlilik, çeyiz dizme, düğün hazırlığı” konulu yüzeysel sahneler de filmi eğreti bir romantik komedi havasına sokarak kadın temsilindeki o dengesizliği iyice ayyuka çıkarıyor.

Durmaksızın Süren Aksiyon

Filmin eleştirilecek pek çok yönü olsa da konu görsellik ve aksiyona geldiğinde “7 Dogs” su götürmez bir başarıya imza atıyor. Hatta pek çok Hollywood muadilini gölgede bırakacak bir sinematografik güç barındırıyor desek yeridir. Yönetmenler, ne yapmak istediklerini ne kadar iyi bildiklerini adeta her kare de kanıtlıyorlar. Beklenmedik anlarda seyirciyi aksiyonun tam ortasına çeken cesur kamera hareketleri, flashbacklerde karşımıza çıkan çizgi roman estetiği ve anlatıma tat katan animasyonlar kusursuz bir uyum içinde… Özellikle 360 derece kamerayla çekilen ve hikayeye başarılı bir şekilde yedirilen aksiyon sekansı, filmin görsel dünyasındaki zirve noktalarından birini oluşturuyor. Bu sekansın, tamamen GoPro ile çekilen “Hardcore Henry” (2015) filminin o çılgın yapısını anımsattığını da belirtmek gerekiyor.

Yönetmenler, adeta “Bad Boys” serisinin bir Arap uyarlaması çekiyormuşçasına, taban tabana zıt iki başkarakterin yer yer dövüşüp yer yer dayanışma içine girdiği o tanıdık enerjiyi aksiyonla harmanlayarak filmin parlayan yüzünü inşa ediyor. Karakterlerin birbirleri dışında kendi içlerindeki ve büyük güçlere karşı verdikleri bu bitmek bilmeyen çatışma hali, filmin asıl itici gücünü oluşturarak seyircinin merakını sürekli diri tutuyor. Gelelim daha afişinden itibaren vadedilen o büyük “patlama” meselesine… “Sinema tarihinin en büyük patlaması” rekorunu kırarak Guinness Rekorlar Kitabı’na giren bu meşhur sahneyi film boyunca pürdikkat bekliyoruz beklemesine ama tahmin edileceği üzere bu sahnenin gelip geçmesi göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşiyor. Görsel anlamda tatmin edici olsa da böylesi devasa bir efektin hikayeye ne kadar hizmet ettiği elbette tartışmaya açık bir konu.

Harcanan Yıldızlar ve Kaçırılan Fırsatlar

Görsel anlamdaki bu muazzam başarı, iş senaryoya geldiğinde ne yazık ki darmadağın bir enkaza dönüşüyor. Filmde hiçbir yenilik, hiçbir özgünlük yok. “Mission: Impossible” (Görevimiz Tehlike) serisinden tutun da sinema tarihinin kalburüstü tüm ajan filmlerine kadar ne kadar klişe varsa hepsi hoyratça kopyalanıp bir kolaj halinde önümüze sunuluyor. Hikaye aslında fena bir temele dayanmıyor. İnsanı kısa sürede öldüren “Pink Lady” (Pembe Kadın) isimli uyuşturucuyu piyasaya süren ve “Yedi Köpek” olarak anılan uluslararası suç baronlarının peşine düşen karakterlerimizi izliyoruz. Fakat en alttan başlayıp suç piramidinin en tepesine tırmanma şablonu o kadar dağınık işleniyor ki bir süre sonra kim kimdi, olay nasıl çözüldü anlamak imkânsız bir hal alıyor. Her şeyi aynı anda anlatmaya çalışan bu karman çorman yapı, filmin kendi yükünün altında ezilmesine sebep oluyor. Olaylar farklı ülkelere taşınarak hikayeye kültürel bir zenginlik katılmak istense de bu 7 köpeğin tamamını filmde göremiyor oluşumuz hevesimizi kursağımızda bırakıyor.

Senaryonun zayıflığı, adeta şov yapmak adına kadroya dahil edilen ünlü isimlerin kullanımında da göze çarpıyor. Salman Khan, Monica Bellucci, Martin Lawrence, Giancarlo Esposito ve Francis Ngannou gibi dünya starları sadece isimlerinden faydalanılmak için filme ufak tefek rollerle serpiştiriliyorlar. Özellikle karma dövüş sanatları (MMA) ustası Ngannou’yu devasa bir güvenlik görevlisi olarak filmde konumlandırıp ona tek bir dövüş sahnesi bile yazmamak akıl alır gibi değil! Hikayeyi toparlayamayacağını anlayan ekip “The Usual Suspects” (Olağan Şüpheliler, 1995) tarzı sürpriz bir finalle işi aniden kesip atarak açık kapı bırakmayı tercih ediyor. Bir devam filminin geleceği aşikâr olsa da bu temelsiz yapının üzerine yeni bir hikaye inşa edilmeli mi, orası tartışılır! Son tahlilde “7 Dogs”; elbette gişe rekorlarına oynayan, görsel dünyasıyla seyirciyi aksiyonun içine çeken oldukça iddialı bir yapım. Ancak alt metninin boşluğu, derinliksiz karakterleri, taklitçi olay örgüsü ve “Suudi Arabistan” ruhunu yansıtmaktan uzak yapısıyla; sadece etkileyici görsel dokunuşların hatırına izlenip çabucak tüketilecek bir seyirlik olmaktan öteye geçemiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir